sinemalar 16 Takipçi | 71 Takip

Ennio ve Hayal Kırıklığı

2014-02-26 06:17:00
Ennio Morricone
 
Sinemayla ilgili bir uzman değilim. Anlayarak ve üzerine kafa yorarak film seyretmeye başlayalı çok olmadı. Ancak çok kısa süre içinde kendine özgü bir sinema dili oluşturma konusunda en büyük ustalardan birinin Sergio Leone olduğunu kavrayabildim. Aynı zamanda şunu da anladım, Leone’nin dilinin en değerli ve belki de tek sözlüğünü yazan, spagetti western denen tuhaf ve muazzam türün kapılarını açabilen adam da Ennio Morricone’ydi. Ama 50 yıldan uzun kariyerinde 500’den fazla filmin müziğine dokunan adam sadece 6-7 filmde Leone’yle çalışmıştı. Demek ki çok farklı türlerde çalışan birçok yönetmenin birinci seçimi olabilen bu adam sadece elinde anahtar tutan sıradan bir gardiyan değil, bu sektörün en büyük çilingiriydi belki de.
 
Geçtiğimiz hafta bugün, 22 Şubat gecesi İstanbul’un en kodaman, takım elbiseli amcaları ve şık teyzeleriyle birlikte Morricone konserine gidecek olmanın heyecanını hissederken, 22 Şubat geldiğinde hatırını kıramayacağım bazı arkadaşlarımın isteğiyle bir gece kulübünde, kendini kaybetmişçesine eğlenen insanların kısa ayılma anlarında, kazık gibi dikilen, hiç de eğleniyora benzemeyen bedenimin eğretiliğini görmemeleri için tenha bir köşeye mevzilenmeye çalışıyordum. Bir yandan planladıklarımla başıma gelenlerin trajikomik ironisini düşünüyordum, tabii kulakları sağır eden müziğin düşündüklerimi duyabilmeme izin verdiği anlarda…
 
Bildiğiniz gibi geçtiğimiz yaz gerçekleşeceği ilk kez duyurulan, ekim ayında da biletleri satışa çıkan ve sevenlerinin dört gözle beklediği İstanbul'daki Morricone konseri, üstadın sağlık sorunlaru nedeniyle kendisi tarafından iptal edildi. Zaten birkaç gün öncesinde çıktığı Budapeşte konserinde sahneye güçlükle çıkabildiği, orkestrayı oturduğu yerden idare ettiğini okuduğumdan, haber bana organizatör şirket tarafından bildirildiğinde hayal kırıklığı yaratsa da şaşırmadım. Tabii ki kendisinin sağlığı en önemlisi, biz faniler için onu canlı görebilmenin muhtemelen son fırsatı kaçmış olsa da...
Herhangi bir konuda yaşayan efsaneleri görme fırsatı çok fazla karşısına çıkmıyor insanın. En son Roger Waters konserinde bunu yaşamıştım. Üstadın müziklerini öyle ya da böyle duyabildiğimiz için ne kadar şanslı olduğumuzu akıldan çıkarmamak lazım. S. westernlerdeki müzikleriyle bizi vahşi batıya götüren, dramlardaki müzikleriyle içimizi titreten, kısacası türü ne olursa olsun filmdeki karakterlerin dünyasına bizi müthiş bir doğallıkla seyirci değil başrol yapan Morricone'nin beni en çok etkileyen müziklerinin başında Bir Zamanlar Batı'da filmindeki ana tema gelir (Morricone'nin Leone için yaptığı müziklerde karakterlere özgü müzikler de dikkat çeker, dipnot olarak belirteyim). Özellikle filmin başrollerinden Jill'e o kadar güzel yakışır ki bu müzik, filmde yaşadığı her şeyi gözümüzün önüne getirir..
 
Jill, -yani güzeller güzeli Claudia Cardinale- yeni evlendiği kocasının vasıtasıyla çölün ortasında kuş uçmaz kervan geçmez bir bölgeye taşınmış, ancak eve ulaşmadan kocası ve üvey çocuklarının öldürülmesiyle yapayalnız kalmşıtır. Film boyunca birçok zorlukla karşılaşsa da güçlü bir kadın profili çizer, en sonunda da geleceğe umutla bakması için sebepler elde edebilmiştir. Eski bir fahişe olan Jill, yepyeni bir hayata adım atmanın arifesindeyken gerçekten mutlu olma fırsatını yakalamış, ancak yine hüsrana uğramıştır. Eskisi gibi yalnız, ama özgür bir kadındır artık. Solistin su gibi duru sesinde benim hissettiğim, özgürlük ve zorluklara boyun eğmeyen bir asalettir mesela. Yine o seste her şeye rağmen ayakta kalacağını ısrarla yinelemektedir. Daha sonra gelen koro filmin son sahnesine çok uyumlu bir şekilde devreye girer.
 
 
Anlatacaklarımı burada kesmem gerek çünkü hislerimi açıklamaya devam edersem filmin sonunu muhakkak söylemiş olurum. Düşünüyorum da, Morricone'nin müzikleri "bizim anlayabileceğimiz şekilde" dile gelseler bize filmle, karakterlerle, olaylarla ilgili her şeyi anlatırlardı. Tabii filmin sonunu açıklayıp tüm zevki kaçırırlardı. Neyseki onlar sadece ezgiler, bu yüzden tek yapabildikleri iliklerimizin içine, hücrelerimizin derinlerine işlemek, tıpkı bir ilham, bir vahiy gibi... Bir müzikten daha fazlasını kim bekleyebilir ki? Morricone'yi de film müzikleri aleminin peygamberi yapan bu yeteneği olsa gerek, biz hiçbir zaman kendi gözümüzle görmeyecek olsak da, en azından mucizelerinin hikayesini defalarca duyabilmek de yeter. 
 
Burada Morricone müziklerinden çok küçük bir seçki var, ama daha önce dinlemeyenler için buzdağının görünen yüzünün çok küçük bir kısmı sadece.

182
0
0
Yorum Yaz